Başımdan geçen bu olay yaklaşık bir sene önce olmuştu. Çok talihsiz bir olaydı hatta beynimin kıvrımlarında yaşıyor falan dermişim. Bir gün yine istemeye istemeye öğleden sonraki derse yetişmek için yavaş yavaş dersaneye doğru gidiyordum. Tam yaklaşmıştım ki birden boynumda bir kaşıntı hissettim. Elimi attım bir de ne göreyim! Kene miydi neydi böyle küçücük fıçıcık bir böcek. Ne güzel tam da dersaneye gelmiştim ve ders çoktan başlamıştı. N'olurdu orda olmasaydın? Bir sürü kurban vardı etrafta, niye ben ha niye? Koşar adımlarla dersaneye girdim, çabuk davranıyordum çünkü internette, televizyonda gördüğüm kene hakkında olan komplo teorilerinden gördüğüm kadarıyla çok zamanım yoktu(!) Çabucak dersanede annemi aradım ve kötü haberi verdim. Tabii ki tınlamadı. Babam da tınlamadı. Boynumda küçük, sivilcemsi bir şey olmasa belki ben de telaş etmezdim; ama o orda olduğu sürece ben rahat duramazdım. Apar topar geldi bizimkiler. Tabii birsürü laf yedim. E keneye (ya da her neyse) kızsanıza! Benim ne suçum var? Neyse gittik hastaneye. Doktor boynuma baktı baktı. (Kesin sivilceydi, ergenlik işte.) Doktor kan örneği almadan bir şey söyleyemeyeceğini söyledi. "Al bir de burdan yak." Dedim ben, tabii doktor duymadı. İğne zaten korkulu rüyam bir de üstüne bu olunca tam oldu. Kanı verdik, bekliyoruz. Neyse sonuçlar çıktı. Doktor bir şey olmadığını; ama yirmi dört saat boyunca dikkatli olmamı söyledi. Eğer olağanüstü bir durum olursa hemen gitmeliymişim. "Bunu söylemeyecektin doktooor!" Ben rahat durmam ki. Eve gittiğim gibi belirtileri internetten bir bir okudum. Belirtilerden iki tanesi ateş ve kusmaydı. Bunları bir güzel okudum, artık bilinçaltıma mı beynime mi yerleştirdim bilemiyorum. Ertesi günü uykudan kalktığım gibi kusmaya başladım. Aaa tesadüfe bak ki ateşim de çıkmıştı! Ben artık etrafımdaki şeyleri son görüşümmüş gibi onlara dokunmaya, onları hissetmeye falan başladım; ama harbi bunları yaşadım. Yüzümde tarifsiz bir acı vardı kesin o anda. Son anlarımı yaşıyorum herhalde dedim. Daha sonrasında bir başka doktora gittim. O da aynı şeyi söyleyince artık rahat etmek zorundaydım. Bir daha o kene veya böcek türleriyle karşılaşmamak üzere. Beni yormayın...
29 Ocak 2011 Cumartesi
8 Ocak 2011 Cumartesi
Böyle İşkenceyi Ancak İşkembe Yapar
Yıllar yıllar önce. Şaka ya siz de hemen nasıl inanıyorsunuz. Benim boyum kaç, benim kilom kaç, daha benim yaşım kaç? Daha gencim lan. Neyse gece saat 2-3 suları babamla geziyorduk. İlerde bir yerde güzel bir restorant gördüm. "Hadi baba girelim." dedim. Girince de içeceğimiz şey belli: İşkembe çorbası! Hani içmemişim ya merak ediyorum burdaki insanlar oturup içiyorsa demek ki bir sebebi var, seviliyor. Tabii onların sarhoş olduğunu bilmiyordum ki. Gerçi duymuştum genellikle sarhoşların eğlenceden sonra falan oraya bir de çorba içmek için gittiklerini. Neyse. Girdik içeriye. Bayağı afilli bir yerdi. Dolayısıyla fiyatı da afilliydi. İstedik çorbalarımızı bekliyoruz. Nasıl da meraktayım nasıl anlatamam. İçim içime sığmıyordu dermişim. Yani o anda gözümün önünden işkembe çorbaları geçiyor, mmm nefis! Herkes içiyor, benim ne eksiğim var içerim ben de! "Oğlum sevmezsin boşu boşuna bir de buraya para ödeyeceğiz. İçmezsen valla başından aşağı dökerim." Yalnız bunu söylerken o kadar ciddiydi ki. Tabii ben de "Hı hı." havalarındayım. "Kötü çorba mı olur yea." diyorum kendi kendime. Neyse geldi çorbalar. Geldiği gibi ben bittiğimi anladım zaten. Böyle ağır bir koku yok resmen bayılacağım. Bir da babam başımdan aşağı dökeceğini söyledi ya, ki döker de, ben daha bir telaşlandım. O dökmeden benim başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Acaba babam dökmeden ben mi başımdan aşağı döksem? Deli gibi davranır, işi kotarırım." Düşünmelerdeyim deli gibi. Başka yolu yok bu içilecek; ama nasıl içilecek of resmen Çin işkencesi. Öyle bir kokuyor öyle bir kokuyor ki anlatamam. Babam da baktım sirke, biber, limon falan döküyor. O ne döküyorsa iki katını döktüm yok anacım bana mısın demiyor. Hala leş gibi kokuyor. İğrene iğrene içmeye başladım. Bir de altındaki et parçalarına ne demeli! Mide parçalarıymış. (Öğgh!) Onları da yemek gerek tabii. Yoksa başımda küçük küçük mide parçalarıyla dolaşacağım sokakları. Gözler bana çevrilecek falan. İçiyorum içiyorum bitmiyor. Kâse oldu sana kazan. Bir türlü bitmek bilmiyor. Hala sirkeler, limonlar ellerimde. Yani hiç mi fayda vermez? Yanımda babam içiyor da içiyor. Seviyor adam. Sessiz sessiz öğüre öğüre içiyorum. Etleri çiğnemeden yuta yuta bitirdim. (Of yazarken bile midem bulandı.) Sonunda kendimi lavaboya attım. Kusmak istiyorum tam kusacağım bir de ordaki rezillikle uğraş. Gittim elimi yüzümü yıkadım, neyse biraz kendime geldim ve koşar adımlarla bir daha içmemek, gelmemek üzere orayı terkettim.
Not: Okurken mideniz bulanmışsa, sürç-i lisan ettiysem affola. Ayrıca o fotoğraftaki görüntüye de aldanmayın.
Not: Okurken mideniz bulanmışsa, sürç-i lisan ettiysem affola. Ayrıca o fotoğraftaki görüntüye de aldanmayın.
Gönderen Nihatesoglu zaman: 17:36 0 yorum
Etiketler: işkembe işkence beşiktaş baba kaynar sarhoş çorba kusma biber limon sirke mide
6 Ocak 2011 Perşembe
Emo musun Nesin?
Bak, son zamanlarda demeyeceğim, uzun bir süredir gözüme çarpan abuk subuk halk tabiriyle internet Türkçe'sinin, internetteki Türkçe kullanımını böyle resmileştirmesi, ayaklar altına alması durumu beni deli ediyor. Nasıl insansınız bilmiyorum emin olun ilerde o yazdıklarınızdan utanacaksınız. Ya kardeşim bir insan 'geliyorum' kelimesini 'qéLiorm' diye yazar mı? Nasıl bir bünyeye sahipsin sen? Ya yorulmuyor musun onu öyle yazmak için uğraşırken. Bir de böyle tipler kalkar sana bilmem tarihten, hukuktan, edebiyattan vs. maval okur. Sen önce kendi dilini (internet Tükçe'ni) geliştir de sonra dilini başka şeylere uzat. Ya her şeyi geçtim derler ya, aslında geçmedim; ama şimdilik söylediklerimden bir kısmını bir kenara bırakalım da şu 'l' harfini 'L' diye yazanlara cidden ayar oluyorum. "Yavrum derdin ne senin o 'l' harfleriyle?" diyorum görünce. Yani o 'l' harfi kelimene ne katıyor ya da öyle yazınca çok havalı olduğunu mu zannediyorsun? Emin ol azınlık beğeniyor öyle yazdıklarını. Diğerleri ise benim gibi içinden "Vah vah garibim!" diyor. Bu böyle sürmeyecek elbet artık bir süre sonra 'B' harfine mi dadanırsınız yoksa 'S' harfine mi bilinmez. Hoş, bu aralar 'L' harfinin yanında yeni yeni görünmeye başlayan 'R' harfi var. Herhalde yeni oyuncunuz bu harf de kusura bakmayın hiç havalı görünmüyor! Bak aslında bu furyayı ilk başta şu 'emo' (yukarıda küçük Emrah'ın döndürülmüş versiyonunun günümüz standartlarından bahsediyorum) diye tabir ettiğimiz bizim 'apaçi'lerin bir üst versiyonları çıkardı. Sen emo musun kardeşim? Hadi öyleysen artık Allah'ından bulmuşsun diyeceğim; ama tipin hiç onlara benzemiyor, bari klavyen de benzemesin...
Gönderen Nihatesoglu zaman: 00:04 0 yorum
Etiketler: emo emrah apaçi hukuk edebiyat ingilizce türkçe klavye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


