Uzun bir ara oldu; ama şu klişe kelimeleri kullanarak kısa bir aradan sonra yeni yazımla sizlerleyim demek istiyorum. Geçenlerde tesadüfen uğradığım diyaloğu sizlere anlatacağım. Uzun süre güldüm, sizlerle de paylaşmak istedim. Aslında diğer iki yazımda da olduğu gibi fotoğraf koyacaktım da bulamadım. Neyse siz hayal gücünüzle size tasvir edeceğim kareyi tasarlayın. Çok kolay zaten: Karşıdakilere mal gibi bakan bir çocuk var karede yanında da iki tane meraklı gözlerle çocuğu süzen ve yine mal mal bakan turistler... Şimdi ne alaka diyeceksiniz. Anlatayım: Geçenlerde turistik bir mekanda yolda giderken bir babanın çocuğuna yalvarır derecede ve bir o kadar da sert olarak "Oğlum birazcık İngilizce konuşsana turistlerle. Bak akşam çikolata yok sana. Konuş diyorum!" gibi şeyler deyişini duydum. Ardından anne: "Bırak Erhan konuşmasın. Üstüne düşünce şımarıyor bu çocuk. Terbiyesiz, annesine babasına kapris yapıyor. Konuşsa ne olacak sanki?" tarzında şeyler söyledi. Çocuk da mal gibi önüne bakıyordu hani. Bunu duyduktan sonra etraftaki ses - görüntü kirliliğine maruz kalmamak için uzaklaştım. Aslında yabancı değil bu tip konuşmalar bizlere değil mi? Yani mutlaka görmüşüzdür. Turistlerle konuşma aşamasını tahmin edebiliriz. Çocuk birazcık İngilizce biliyorsa ya da bilmiyorsa da hiç farketmez, yeter ki okula giden birisi olsun kadersiz çocukların karşılacağı bir durumdur bu. Yani ebeveynlerin eline ne geçiyor anlamıyorum. Bırak çocuk istiyorsa konuşsun. Hem belki çocuk bir şey bilmiyordur. Sen ilgilendin mi ki onun İngilizce notlarıyla, sınavlarıyla? Önce sen çocukla birlikte konuştun mu İngilizce? Bir diyaloğunuz oldu mu? İlla her ortamda göğüslerini kabartacaklar (!) Bu çocuk ya, ne bilir ki İngilizce hakkında? Hadi çocuk sosyal bir tip diyelim çekinmeden ve babasının veya annesinin ısrarlarına dayanamayarak konuşur: "How are you?" der her çocuk gibi. O sırada bütün dünya durur ebeveyn için. Koltuklar kabarır, göz bebekleri büyür. Sanki çocuğu edebiyat yaptı!. Bir sevinir, kasılır ki sorma! Şimdi turistin yerine geçsenize, bir çocuk size gelip yarım yamalak İngilizcesi ve aksanıyla "Nasılsın?" diye soruyor. Bu durumda mal gibi bakmasınlar da nasıl baksınlar? Var mı onların çocuklarına uyguladıkları böyle bir davranış? Yok tabii. Neyse, zaten sohbet nasılsınla bitmiyor ki. Bu sefer daha turist sormadan (belki de tabanları yağlayıp kaçmak istiyor) "My name is x" faslı başlar. Yahu sordu mu sana turistler? Mal! Bu sırada ebeveynin durumdan hoşnutluğu had safhadadır. Bir de bilmiş bilmiş eşine "Hanım - Bey, bizim oğlan adını söyledi. Hehehe." denilir. Tabii bu sırada turistler de çocuk gibi mal mal isimlerini söylerler ve bu fasıl biter. Evli evine köylü köyüne hesabı. "Where are you from?" faslına girmeyeceğim; çünkü takdir edersiniz ki hep aynı rezillik. Bundan sonra artık çocuğun popisi her yerde -aile başta olmak üzere- artmıştır. Arkadaşlarının yanında çalışkan, sosyal çocuk stayla havalarına girer. Eğer kardeşi varsa havasını ona da ayrı atar. Ebeveynler resmen başlarının üstünde taşırlar. Karne günü geldiğinde İngilizce hanesinde 5 dışında başka bir şey yazıyorsa çocuk, ışık hızıyla başlardan yere indirilir. Çocuğun vay haline. İngilizce sen nelere kâdirsin...
20 Eylül 2010 Pazartesi
Konuşsana Çocuğum!
Gönderen Nihatesoglu zaman: 02:52 0 yorum
Etiketler: turist İngilizce çikolata Erhan klişe turistik mal karne ebeveyn sosyal stayla
7 Eylül 2010 Salı
Aptal Sevgililer
Bir önceki konumda yaşlı teyzelerin zaafından bahsetmiştim. Şimdiki konum ise çok ilginç. Başlığım yukarda yazdığı gibi aptal sevgililer. Şimdi sizlere birazcık tasvir edeceğim hemen aklınıza doğal olarak birilerini getireceksiniz. Yani var böyle şeyler. Tabii kimseye imada bulunduğum yok. Üstünüze alınmayın, bana bir şey de söylemeyin. Şimdi gelelim aptal sevgililerin açıklamasına. Şekil A'da olduğu gibi karşımızda iki aptal, birbirini delice (!) seven, birbirlerinden başka bir şey görmedikleri değil etrafa laf olmasın diye göremedikleri, gözlerine tabiri caizse tır kaçmış iki sevgili getirin aklınıza. Şu replikleri duyabiliyorsunuz değil mi? "Ay bak sevgilim bana ne almış." "Abi çok seviyorum. Bir gün görmesem duramam." "Çok da güzeldir benim sevgilim." ... Bu replikler etrafa bir güzel yayılır. Aslında çoğaltabiliriz bunları; ama beni uğraştırmayın. Şimdi etrafa yayma işi bitti. Sırada ikinci planları olan ve en çok da aptal durumuna düştükleri ikinci durum: "Yaaa sevgilim özellikle erkeklerle konuşmama izin vermiyoooo." "Canım ya! Kıskanıyo beni." "Bizim kız rehberimdeki bütün kız isimlerini sildi. Kıskanılmak böyle bir şey. Abi çok ciddi planlarımız var. Evlenicez!" Tam bu anda şu ! ünleme tekabül eden surat ifadeniz devreye girer. Nikahına aldı herhalde! Dersin. Daha sonra Facebook şeysinden hemcins arkadaşlar haricinde diğer kişilerin profilleri silinir. Soranlara da "Sevgilim var. Çok seviyorum onuuu. İzin vermiyoo." denir. Hep klişe laflardır. Yabancılık çekmezsiniz. Profil silme işinden sonra sırada sevgilinin bütün fotoğraflarini beğenmek var! Teker teker hepsine yorumlar atılırr. "Asqımmmm!" Sni seviormmm!" "Bebeqim!" bla bla bla. Bu yorumları eğer görmemişseniz artık bağışıklısınız şaşırmayın! (Bu arada bu Türkçe bozması yazı furyasına da sonra değineceğim.) Sırada birbirlerinin Facebook şifresini alarak (ne kadar gerekli!) sevgiliyi kontrol etme çabaları başlar. "Hangi kızla/erkekle konuşmuş?" "Aaa bak ben bunu silmiştieeem. Yine arkadaş olmuşlarrrr." Burdan sonra hesaba çekilme vaktidir. Affı var mıdır? Vardır: Facebook'a veda... "Ama sadece arkadaş yeaaa." "Canım, benim için bir tek sen varsın." İçten içe Facebook iptal edileceği icin bir korku salınmıştır. "Nerden çıktı bu bela başıma?" diye düşünür suçlu olan (!) aptal sevgili. Çaresi yok ya ayrıl ya da katlan. "Ben kapatıyorsam sen de kapat!" Facebook adresleri karşılıklı sözler dahilinde kapatılır. Bu aşamadan sonra aptal çifti huzursuz eden tek şey telefondur. Sevgilinin telefonu gizlice karıştırılıp, aranan numaralar, cevapsız çağrılar bir bir rehbere kaydedilir. Müsait olunca ayarlarını özel numara olarak ayarladıktan sonra numaralar teker teker aranır. Gizli aramaya kapalı olan numaraların sahipleri kayıtlardan aranır ve büyük ihtimal hattın sahibi kişi henüz ergen olduğu için (Gülben Ergen mi geldi aklınıza?) ergenin babasıdır. Erkek ismini görunce kız dumura uğrar; fakat erkek için araştırma devam eder. Soyadından yola çıkarak sonunda baba bulunur ve dumur olma sırası erkektedir; ama bir de takıldığın erkek veya kız varsa ve artık sevgilin bunu biliyorsa vay haline! Elinden telefonunu alamayacağına göre son koz kullanılır ve "Ayrılmak istiyorum beeen." Bu ilişki çok yıprattı bizi." "Ben senle ilgili ne hayaller kurmuştum. Evlenecektik. Çoluk çocuğumuz, torunlarımız olacaktı." "Kızımız olacaktı söylesene küçüğümmmm (!)" ... Tabii karşı taraf zaten böyle bir teklifi beklediği için hemen balıklama atlar. "Ben de böyle olsun istemezdim. Beni yanlış anladın." Bu pişmanlık göz boyamaydı. Karşı taraf da hemen saflığından "Sana bir şans daha (!) verebilmem için lütfen bana zaman veeeer." deyince dumurların en fevkaladesine uğranır. "Yani şey evet haklısın aslında. Ayrılsak iyi olacak. Bir daha gorüşmesek senin açından iyi olur umarım. Seni anlıyorum. Fikrine saygı gösteriyorum. Haklısın bu ilişkiyi yürütemiyoruz." denir ve topuklar yağlanır. Artık dumurlarin en fevkaladesine uğramak karşı taraftadır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

