25 Kasım 2010 Perşembe

Burayı Sen Ne Sandın?

Mecburdum anlıyor musun mecbur... Yazıcım (of kuul olmak istiyorum printer mı deseydim?) olmadığı için deyip ezik staylalık yapmayacağım. Hanginizin evinde yazıcı var ki? (Genelleme yapıyorum) Yazıcım olmadığından ödev için gereken çıktıyı nasıl yapıcam nasıl yapıcam diye düşünürken (internet cafe taa nerelerde haberin var mı? Burası orası değil.) A.'nın aklına güzel bir fikir geldi. "Ne duruyoruz okulun bilgisayar laboratuarı var, oraya gidip çıktı alabiliriz." dedi. Benim de sadece o günlük birtakım şeyler öğrenmeye ihtiyacım vardı nasıl yapacağımız hakkında. Başımıza gelecekleri bilmiyoruz ki. S.'yi aldık gittik. Hay gitmez olsaydık! Gittiğim yer hayalimde nasıldı biraz sizlerin gözünde canlandırayım: Öğrenciler bilgisayarlara çok tenezzül etmiyorlar. İşi olan geliyor, iki dakkalık olan işini bitiriyor çıkıyor gidiyor. Diğerine yerini veriyor falan. Aman ben gittim laboratuara, laboratuar oldu internet cafe. Ben böyle bir şey hayal etmemiştim ama. Bir Allah'ın kulu kalkıp da "Benim işim bitti. İsterseniz siz geçiniz efendim." demiyor. Demiyor anacım. Millet kendisini kaptırmış. Ders yapan yok ya. Ders diyorum ders! Millet Facebook, Fotomaç, Fanatik vs. derdinde. Bir tanesi izlediği maç, saniyede bir takılmasına rağmen Lig Tv'de inatla maç izliyor. Onlara yanmam Mynet'e girene yanarım. Hadi girdin bari işini yap kardeşim. Haber mi okuyorsun mailine mi bakıyorsun ne yapıyorsan yap; ama meşgul etme be! Bir de ne için meşgul ediyorsun: Güzel kızlar galerisi, şarkıcıların önceki meslekleri, İstanbul geceleri... Zaten haber desen ilk üç fotoğraf karesi haber, gerisi bunlarla dolu. Neyse sabır sabır sabır. Hala bir Allah'ın kulu yer vermiyor. Biz tek olsak iyi; ama bekleyenlerin bulunduğu sıraya sürekli birileri ekleniyor. Hani birileri illa kalkacak. Bunlar boşaltım da mı yapmıyor? İlla tuvalete gidecekler. Bekliyorum bekliyorum bekleyemiyorum... Neyse bir tanesinden ümit var. Biz bu arada millete sesimizi duyurup psikolojik baskı yapmaya çalışıyoruz. "Bak bak bak Facebook. Aaa Mynet! Fotomaç'a bakıyor. Burda çalışan yok ki." Birisi kalkıp bir şey dese mal mal bakıcaz yani. "Buranın kuralı olmalı. Sadece insanlar işini görmeli burda. 20 dakka olmalı süreleri." diye saçmalıyorum. Olmayacak duaya amin denmez ya bizimkiler de demediler. Dediler mi acaba? İnşallah demişlerdir. Neyse ümit var demiştim ya o kişi kalktı. Tuvalete mi gidiyordu acaba? Önden arkadaş gidiyor ve tam da dolanırken masayı, bir kız koşar adımlarla bilgisayara doğru yaklaşmasın mı. Aman sakın kaptırma! "Bizim işimiz kısa. Hemen gidicez. Sen bol bol takıl." manasında bir şeyler deyip sepetledik. İşimiz bitmek üzereyken uzaktaki yazıcıyı kullanmak gerekti de kalktık. Vay kalkmaz olaydık. Kalktığımızla arkamızı dönmemiz bir oldu: birisi oturmuş. Yuh yuh yuh oturanlara! "Abi bizim oturumumuz açık orda, çık sen. Aaa benim şifrem masaüstünde arkadaş kaydetmişti de olmaz valla çık." Neyse test etmek için yazıcıdan çıkarttığımız, internetten rastgele bulduğumuz nadide sanat eserimizi gururla arkadaşımıza verdik. Bunu ömrü boyunca saklayacak eminim. Kimbilir metin neyle alakalı... Birtakım şartlar geçiyordu kağıtta. İlk şartı okuyabildim sadece. 1- Türk vatandaşı ve erkek olmak... Bir daha laboratuara gelmem... (Nasıl gelmem lan el mahkum.)

Not: Olayların gelişmesinde bana yardımcı olan çok sevdiğim iki arkadaşım, sizlere ithaf ediyorum...

0 yorum: